Bu hafta ilginç bir yazı ile evlerinize konuk olmaya geldim. Ünlü ispanyol dizisi ” La Casa De Papel “‘in Berlin’i Pedro Alonso’nun dizideki fotoğraflarını kullandım. Çünkü dizide bilindiği üzere Berlin patolojik bir narsiste hayat veriyordu. Bu kısa filmografik detayı da verdikten sonra konumuza geçiyoruz. Konumuz ” Narsistik Kişilik Bozukluğu.” Öncelikle Narsizmin kelime manasına bakalım.
Narsizm ve ya öz severlik, kişinin kendisine tapması, basit tabirle kendisine aşık olması olarak tanımlanan bir terimdir. Sigmund Freud Narsizmi “Dış dünyadan soyutlanan libidonun (cinsel enerji), egoya (ben) yönlendirmesi” şeklinde açıklamıştır. Narsist kelimesinin mitolojik öyküsüne göre, peri kızı Ekho’nun aşkını karşılıksız bırakan Narkissos adındaki avcı bir gün gölden su içerken kendi yansımasını görür. Kendisini izlemeye başlar ve bu görüntüyü o kadar beğenir ki sonunda kendisine aşık olur. O şekilde orada ne su içebilir, ne yemek yiyebilir. Ekho gibi Narkissos’ta günden güne erir ve sonunda kendisini seyrederken ölür. Ölümünden sonra vücudu Nergis çiçeklerine dönüşür. Hikaye de anlatıldığı gibi Narsist kişilik bozukluğuna sahip kişiler de başkalarının düşünce ve isteklerine önem vermezler. Daima kendilerini haklı görürler. Empati yapma yetenekleri gelişmemiştir. Bekledikleri ilgiyi görememe, istediklerinin yapılmaması durumundan Narkissos gibi erirler. Önce gökyüzüne çıkarır sonra ortadan kaybolurlar.
Narsist bireyler, kendilerini fiziksel ve ruhsal yönden kendilerini aşırı beğenirler, diğer insanlara göre kendilerini üstün görürler, öte yandan sürekli beğenilme, ilgi ve onay beklentisi içindedirler. Gittikleri her yerde özel ilgi göreceklerini beklerler. Onların düşüncelerine göre en güzel, en yakışıklı, en parlak, en zeki odur ve o olacaktır. Tabi ki bu durum beraberinde hayal kırıklıklarına ve incinmelere sebebiyet verir. Eleştiriye dayanamaz; sürekli övgü bekledikleri için davranışları da bunları elde etmeye yönelik olacaktır. Bu kişiler kendi egolarını besleyebilmek için kendisinin bu tarafına hizmet edebilecek kişileri kendi etraflarında toplarlar. Bu sebeple kişileri kullanabilir, çıkar ilişkisi kurabilir ve empati duygusundan yoksundurlar. Bencil ve benmerkezcidirler.
Peki Narsistik Kişilik Bozukluğu Neden gelişir?
Kişilik bozukluklarının gelişiminde her zaman çocukluk dönemi ve travmalarını göz önünde tutmaya çalışırız. 0-6 yaş özellikle bu gibi durumların yaşanmaması adına son derce hassas olunması gereken bir dönemdir. Bu dönemde çocuk ailesi ile bağ kurmakta ve özellikle anne ile kurulan ilişki çok önemli olmaktadır. Çocuk ailesinin beklentilerine cevap vermek durumunda hisseder. Narsistik kişiliğin oluşum sebebinde bu durum şu şekilde devam eder. Aile çocuğun bu beklentilerin karşılanması için, belli bir seviyede tutar. Fakat burada aile bu davranışı bilerek yapmaz. Çocuk ailesi için en zeki, en başarılı, en uslu olmalıdır. Yani hedefler son derece mükemmeliyetçi ve kalıpsaldır. Durum böyle olunca çocuk kendi potansiyelini ortaya koyamaz ve kendi kararlarını alamaz hale gelir.
Temelde, çocuğun anne-baba ile aile ortamında dış dünyanın düş kırıklıkları ile yeterince karşı karşıya kalmaması yatmaktadır. Anne- babanın çocuğun özelliklerini aşırı yüceltmesi ve vurgulamaları ile sürekli beslenen çocuk, gereksiz büyüklenici özbenlik duygusu oluşturur. Bununda Narsizmin oluşmasında önemli bir payı vardır. Ayrıca Narsistlerin öykülerinde çocuklukta duygusal ihmal belirgindir. Bu bireylerin kişisel hayat öykülerine bakıldığında, yoğun bir değersizliğin olduğu ve aslında bu şekilde bu yaralarını kapattıkları söylenebilmektedir. Bu sebeple başarılı olmaya çalışmak, takdir kazanmak ve hep mükemmel olmaya çalışmak zorunda hissederler. Bu davranışlarını ise bilinçsizce yapmaktadırlar.
Narsistlerin Düşünce Yapıları
- Ben özelim
- Mükemmel olduğum için ayrıcalıklı ve farklı tutulmalıyım.
- Diğer insanların uymak zorunda oldukları kurallar ve kalıplar beni bağlamaz.
- Tanınmak, övülmek, hayran olunmak, sayılmak çok önemlidir. Özellikle saygısızlık yapan kişilerin ağır şekilde cezalandırılması çok önemlidir. Bu kesinlikle bağışlanamaz.
- Benim dışımdaki insanlar kendilerine duyulan hayranlığı ve sahip oldukları varlığı hak etmiyorlar.
- Başkalarının beni eleştirme hakları yok. Çünkü ben mükemmelim. Yetenekliyim.
- Beni ancak benim gibi zeki ve ayrıcalıklı bir zekaya sahip olanlar anlayabilir. Çünkü benim daha fazlasını istememi haklı gösterecek türlü nedenlerim var, ben özelim.
Bunca problemli düşünce kalıplarına rağmen Narsistler etraflarında birçok insan toplayabilirler. Çoğu zaman hiçbir beklenti olmaksızın kendilerine tapacak, onlara aşık olacak, saygı duyacak bağımlı kişileri kolaylıkla bulup çevrelerine ekleyebileceklerdir. Buna rağmen sık sık çevresindeki insanlarla ilişkilerinde problemler yaşamaktadırlar. Özel yaşamlarında sevgilileri ve eşleri ile sürekli bir ayrıl barış durumu gözlenmektedir. Ne terk edilmeyi ne de bir insana (kendilerinden başka) önem vermeyi başaramazlar. Ancak onlar istedikleri zaman bir ilişkiye başlayıp istedikleri zaman ani bir hızla ilişkiyi bitirebilirler. Uzaktan onların bu toksik yanlarını henüz farkında olmayan şanslı kişiler ise Narsistleri, karizmatik, kendine güvenli ve çekici bulabilirler.” Dışı seni içi beni… “misali. Genellikle Borderline özellikler barındıran kişileri kendilerine partner seçerler. Yani kolay kolay ilişkide varlık gösteremeyen onlar ile rekabete giremeyecek naif ve bağımlı kişilik özelliklerine sahip kişileri kullanmayı tercih ederler. Ulaşılamaz kişileri elde etmeye çalışıp, elde ettikten sonra onları değersizleştirirler. Sık sık partenerlerine öfke duyarlar ve ilişkilerini sonlandırdıktan sonra aniden yeni bir ilişki ile kırılan egolarını tedavi ederler. Hayat boyu belki de çocuklukta istemsizce kendilerine yüklenen mükemmel olma misyonu peşinde sonsuz bir başarı oyunu içerisinde kendi hayatlarını farkında olmadan sabote ederler.
Herhangi bir konuda başarısız olma, hoşlandığı kadını elde edememe, eleştirilme, terk edilme gibi durumlarda vücutlarında somatik rahatsızlıklar ile mücadele edebilirler. Bel ve sırt ağrıları, mide ve hazım ile ilgili sorular, nefes problemleri, iştahta azalma-artma gibi sebeplerden doktora müracaat edebilirler.
Bu kişilerin tedavisinin mümkün olup olmayacağı ile ilgili kesin bir yorum yapmamakla birlikte akıllara şu ünlü söz gelebilmektedir. “Ruh sağlığı alanında yardım almaya genelde gerçek hastaların, hasta ettikleri gelir.” Bu kişiler terapiye kendilerinin mükemmel ve her zaman doğru olan kararı veren masum insanlar olarak gördüklerinden terapiye çok zor gelirler ya da gelmezler. Çünkü sebebin kendi ruhsal sıkıntıları olduğunu düşünmezler ve kabul etmezler. Terapiye geliş sebepleri çoğunlukla depresyon, kaygı, panik atak, mutsuzluk ya da cinsel problemler sebebi ile olmaktadır. Aile içi problemleri ve ya ayrılık sonrası anksiyetesi ile yardım almak isteyebilirler.
Yukarıda da belirtildiği üzere konu psikolojik olarak son derece renkli olsa da gerçek hayat içerisinde bu bireyler ile yaşamak zorunda kalan, iş yerinde çalışmak zorunda kalan ( ki genelde çok iyi üst düzey yönetici ve siyasetçi olurlar. Çünkü insanları acımasızca kullanabilir ve duygu yoksunluğu olduğundan hayati kararlar alabilirler.) kişiler açısından son derece patolojik sonuçlar bırakabilen kişilerdir.
Eğer çevrenizde bu ve benzeri kişilerin varlığından haberdar iseniz, kendinizi koruma altına almanızı öneririm. Acil bir şekilde bu kişilerin manipülasyonlarından kendinizi kurtarıp hayatınızın iplerini kendi elinize almanızı şiddetle tavsiye ederim. Yüksek ihtimal bu yazıyı okuyorsanız Narsist olma ihtimaliniz oldukça zayıf olacaktır ama, kendinizde bu özelliklerin olduğunu eğer fark edebiliyorsanız bir uzman desteğine başvurmanız hem sizin hem çevrenizin sağlığı açısından son derece hayati olacaktır. Umarım yazımı beğenmişsinizdir. Gecikme için şimdiden kusura bakmayın J iyi bir hafta geçirmenizi diler sevgiler sunarım J
KLİNİK PSİKOLOG
MERVE AKDENİZ
