İkili ilişkilerimizde neden mutsuz oluruz?
Bu haftaki Pazar yazımızı çoğu bireyin müzdarip olduğu bir konudan seçtik: “İkili ilişkiler ve ilişkide mutsuz olma sebepleri! Hayata geldiğimiz andan son nefesimizi verene kadar önce ailemiz, sonra da yakın çevremiz ile yakın ilişkiler içerisine gireriz. Bazı kişiler ömür boyu hayatımız da olur (aile bireylerimiz, çocuklarımız, eşimiz, dostumuz gibi), bazıları da kısa vadeli (iş arkadaşları, semtimizdeki bakkal amca, devamlı alışveriş yaptığımız yerdeki kasiyer gibi) hayatımızda yer alırlar. İlişki kurmak iletişim de kalmak insanın en temel ihtiyaçlarından biridir, tıpkı ekmek, su, uyku gibi temel ihtiyaçlarımızdan biridir. Çünkü bizler en temelde aslında çevremizdeki kişiler tarafından anlaşılmak ve en çok da onaylanmak isteriz. Bu ihtiyacımızı da insanlarla ilişki kurarak gerçekleştiririz.
Elbette ki hayatta her şeyin fazlasının zararlı olduğu gibi bu ihtiyaçlarında fazlası zarar vermektedir. Genelde çocukluk zamanlarında karşılanmayan bu onaylanma ve anlaşılma duygusu, zamanla kişide olması gerekenden fazla bir ihtiyaç haline gelebilmektedir. Belki de hayat boyu sadece takdir görmek, anlaşılmak ve onaylanmak için sürekli olarak anlayışlı ve ödün verici bir tutum geliştirmesine bile sebep teşkil edebilecektir. Bu durumun gerçekleşmesi halinde maalesef tehlike başlar; “Onay bağımlılığı”.
Günümüzde birçok kişinin kanayan yarası haline gelen, ikili ilişkilerdeki uyum ve dengenin sağlanamaması ve kişilerin mutsuz olmaları ve bu durumla nasıl başa çıkacaklarını bilememeleri ile birlikte çift terapisi ve ilişki terapisi oldukça önemli hale gelmektedir. Elbette her ilişki, her insanın özel ve benzersiz olduğu gibi kendine hastır ve kendi içinde farklı dinamikler barındırır. Ama sağlıklı ve uzun ilişkilerin temeline bakıldığında görüyoruz ki büyük oranda birbirine “Saygı” duyan ve bunu yitirmeyen bireyler ilişkilerini uzun yıllar muhafaza edebiliyorlar. Aslında bu faktörü çoğumuz bilsek de iş uygulamaya geldiğinde büyük çoğunluk sekteye uğratabilmektedir. Özellikle ilişkinin süresi uzadıkça, kişilerin bir arada geçirdikleri süre arttıkça kişiler ilişkilerinin başındaki özeni ve motivasyonlarını kaybetmekte belki de birbirini “cepte görmekte” bu da en önemli faktörümüz olan saygıyı kaybetmeye neden olmaktadır.
Peki ilişkilerde yapılan en sık hatalar ve saygının yitirildiği alanlar nelerdir?
- Özel Alan: Uzun süreli beraberliklerde başlarda hep yan yana olma isteğinden kaynaklı, çiftler kendilerini bir seçim yapmaya zorluyor ve yavaş yavaş sürekli görüştükleri arkadaşlarından, tek yapmaktan hoşlandıkları aktivitelerden kendi kendine kalmaktan süratle uzaklaşıp bir bağımlılık geliştirebiliyorlar. Zamanla konuşulan konular azalmaya ve eski ihtiyaçlar tekrar gün yüzüne çıkmaya başlıyor. Bu nokta da bireyler eski hayatlarını özlediklerini ve birbirlerine yetemediklerini görüyorlar. Bu duygu eğer partnerlerden birinde ortaya çıktıysa ilişkide bir ihmal duygusu ve gereksiz bir rekabet başlayabiliyor bu da ilişkiye ciddi zarar verebiliyor.
- Hayalleri Paylaşmak: Birçok insanın hayal kurmanın başlı başına vakit kaybı olduğunu düşündüğü günümüzde, aslında ortak hayaller ve hedefler oluşturmak, bu doğrultuda çiftlerin birbirlerine destek olması ve yüreklendirmesi aradaki sevgi bağının güçlenmesine ve kişilerin birbirlerini benimsemelerine önemli katkılar sunabilmektedir.
- Akıl Okumak: Birçoğumuzun gün içerisinde yaptığı bilişsel hataların başında akıl okumak gelir. Kişinin karşısındakinin davranışının sebebini sormadan, kendi varsayımları ile kesin bir yargıya varmasıdır. Çoğunlukla hatalı değerlendirme sonucu kişi karşısındakini suçlar ve çoğu zaman da ilişki içerisinde ciddi güven zedelenmelerine sebep olabilmektedir. Yargılanan kişi kendisini haksızlığa uğramış hisseder ve çiftler arasında gereksiz bir öfke doğar. Çoğu zaman tekrara açık olan bu toksik davranış ilişkiye ciddi zararlar verebilmektedir.
- Baskı: Herhangi bir sebeple ilişki içerisinde olduğumuz partnerimize gereğinden fazla stres uygulamaya ve kişiyi sindirmeye yönelik kısıtlayıcı ve müdahale edici tutum ve davranışlarda bulunmayı içermektedir. Çoğunlukla partnerinin konuşma tarzına, giyimine, hayatına, sevdiği şeylere, sevdiği kişilere belirli sebeplerden ötürü müdahale etmeyi ve özgür kararına ket vurmak şeklinde açıklanabilmektedir. Temelde kişilerin birbirini değiştirmeye ve dönüştürmeye çalışmaları en sık yaptıkları baskı türlerinden olarak ortaya çıkmaktadır. Kişi bu duruma sessiz kaldıkça, bu müdahaleci tutumu normalleştirmeye çalıştıkça devam eden süreçte değersizlik, özgüven ve öz saygı problemleri, sebepsiz korku ve yükselen kaygı grafiği şeklinde çeşitli patolojilerin sahibi haline gelmektedir.
- Kıskançlık: Kelime manası, bir kişinin veya bir ilişkinin yitirilmesinden korkulan, karmaşık bir ruhsal yaşantı ve olumsuz tutumdur. Maalesef birçok ilişkinin ciddi oranda yıpranmasına, çoğu zaman fiziksel ya da psikolojik şiddetin kaynağı haline gelmesine ve hatta sevgi adı altında kişilerin hayatına kast edilmesine sebep olan oldukça zehirli bir duygudur. Kişinin önce kendisine sonra en sevdiğine zarar vermesine neden olur. Temelde ise kıskançlık duygusuna sahip kişilerin ya kendisine ya da karşısındaki kişiye duyduğu güvensizlik yatmaktadır.
Peki bu ve benzeri sebepler her zaman ilişkiyi bitirmeye yeter mi? Maalesef bu ve benzeri problemleri yaşamasına rağmen ilişkiye devam eden, hatayı daima kendinde arayan, kendini suçlayan, değer görmediği gibi kendisini “kendi” değersizleştiren birçok kadın ve erkek bulunmaktadır. Bu örnekler temelde psikolojik açıdan bakıldığında, psikolojik şiddet olarak görülebilmektedir. Kelime manasına bakıldığında psikolojik şiddet “ Failin mağduru duygusal olarak sindirmek ve aşağılamak, ona yaptırım uygulamak ve cezalandırmak için toplumdan soyutlamak üzere baskı uyguladığı bir saldırganlık biçimidir.” Bununla beraber fail, partnerini sürekli olarak suçlamaya, yalnızlaştırmaya ve hatta sonsuz bir sessizliğe mahkum etmeye devam ederek partnerini kendine yabancılaştırabilmektedir. Kişiler bu durumu çoğu zaman maddi en çok da manevi ihtiyaçlarından ötürü sürdürme eğilimi gösterirler. Başlarda sevgi ihtiyacı ile başlayan bu yolculuk sonrasında sosyal çevreden soyutlanarak, özgüven problemleri yaşamaya ve tek kalınca da şiddet kaynağına daha çok bağlanmaya sebep olur. Kişi taviz verdikçe daha çok vermeye, geriye kendinden başka hiç bir şey kalmayıncaya kadar tükenmeye devam eder.
Sebep ne olursa olsun kişiler kendilerinden karşılamaları gereken öz değer kaynağını başka bir hedefe doğrulttuğunda, çoğu zaman hayal kırıklığı ile karşılaştıkları, bir beklenti girdabına girmektedir. Karşılanmayan beklentiler kişinin psikolojisi üzerinde ciddi kayıplara sebebiyet verebilmektedir.
Hayallerinizi kendiniz üzerine inşa ederseniz, kimse tarafından da yıkılmamalarını garanti edebilirsiniz. Kendi kendinizin güneşi olun ve hayatınızın yaşam enerjisinin kesilmesine hiçbir suretle izin vermeyin…
Sevgi ile …
Uzman Psikolog
Merve Akdeniz
